Evden çıkıp az önce görüşüp birkaç bir şey içmek için buluşcağı arkadaşının yanına gidicekti. Yapması gereken evden çıkıp metroya kadar yürüyüp taksime gitmekti. Evden çıkmadan önce dolabındaki kotlarına baktı bir türlü karar veremedi hangisini giyeceğini en sonunda çıkardı birtanesini ve giydi. Üzerine giyeceği tshirt için onlarca tshirt arasındanda birine karar verdi ve onuda giydi. Daha sonra hangi ayakkabıyı giyceğine karar verip ona göre kemer seçti. Evden çıkmadan deri ceketinide sırtına geçirmişti. Dışarı çıktığında hava yağmurluydu ve buz gibi bir hava vardı. Ceketin fermuarını iyice kapatıp, kapşonunuda kafasından geçirdi ve daha sonra Marlborosundan bir dal çıkartıp dudaklarının arasına yerleştirdi ve derin bir nefes çekerek yaktı sigarasını. Biliyordu ki metroya kadar yürüyecek ve bu esnadada sigarasını içmek için fazladan zaman harcamayacaktı. Yürürken sağına soluna bakıyordu ve insanları, bakışlarını, dış görünüşlerini inceliyordu. Bir çoğunuda beğenmiyordu. Bu düşüncelerle metroya yaklaşmıştı, sigarası da bitmişti o ara gözü yol kenarındaki kaldırımda kartonların üzerinde yatan adama gözü ilişti.
Yürümeye devam ediyordu ama gözü adamdaydı. İki büklüm olmuş üzerine üç beş tane kirli battaniye almış, saçı sakalı birbirine girmiş ellili altmışlı yaşlarında bir adamdı bu. Aklına acaba neden bu halde diye bir soru geldi çünkü o soğukta ve yağmurda insanlar koşar adımlarla biryerlere giderlerken o adam orada soğuk taşları hissetmemek için altına aldığı birkaç karton ve üzerindeki battaniyeyle ısınmaya çalışıyordu ve kendince birkaç şey uydurdu. Yüzü düşmüştü bu düşüncelerle birlikte, öyle bir iç geçirdi ki aldığı nefesin soguğunu ciğerlerinde hissetti aldırış etmemecesine bunu bir kez daha iç geçirdi. Tam anlamıyla içi burkulmuştu. Daha sonra metroya bindi ve kafasından atmaya çalıştı o adamı düşünmeyi çünkü bunu daha önce yaptığını hatırladı evet o adam hep oradaydı demekki öncedende düşünmemişim şimdi neden düşüneyim dedi fakat başaramadı aklından çıkaramıyordu. En son ne zaman çok fazla üşüdüğünü düşündü, en son ne zaman çok fazla acıktığını düşündü, en son ne zaman banyo yapamadığı olmuştu ki veya kafasına taktığı o büyük(!) sorunlarını düşündü vs. gözleri dolmuştu, kendini zor tutuyordu. Metroda o kadar kişinin içinde olmasaydı göz yaşlarını bırakıcak ve hüngür hüngür ağlıyacaktı. Elinden birşey gelmiyordu da o yüzden tek yaptığı içinden sisteme küfürler etmekti o an. Metro taksime varmıştı bi an herkesin indiğini görünce anladı ve kalktı yerinden. Sersemlemişti o dakikalar her şey boş geliyordu sallana sallana yürüyor ve kendine kızıyordu nasılda hep yanından umursamazca geçtiğini düşünüyordu.
Metrodan çıkarken daha metroya girmeden bir sigara içmiş olmasına rağmen yine yaktı bir sigara ve merdivenlerden çıktığında arkadaşını gördü. Selamlaşıp hal hatır sorduktan sonra arkadaşının yapmış olduğu esprilere buruk bir gülümsemeyle karşılık vermeye başladı ve yürümeye başladılar istiklale doğru.. Her adımda daha çok kalabalığın içine karıştı ve daha çabuk uzaklaştı o adamdan, daha çabuk uyum sağladı topluma(!!)...
22 Ekim 2009 Perşembe
21 Ekim 2009 Çarşamba
Everything Is Illuminated
Liev schreiber'in yönettiği, Jonathan safran foer'in nobel ödüllü kitabından uyarlama olan filmde Elijah Wood ve Eugene Hutz (Gogol bordello grubundan hatırlayın.) oynuyor. Film genel anlamda müziğiyle, kadrajıyla, diyaloglarıyla veya Kusturica esintileri içermesiyle de çok hoşuma gitti.
Biz bu filmi daha önceden de gördük diyebilirsiniz izledikten sonra ama yahudi insanının nasılda vahşetle öldürüldüğü üzerine dönen bir film değil. İçinde komediyi de dramı da içeren bir yol hikayesi gibi. Gibisi fazla öyle(!), değilse de ben dedim oldu yani(swh). Yahudi ve koleksiyoncu bir gencin savaş öncesi dedesinin yaşadığı yer olan ukraynaya gidip yaşadığı toprakları görme isteği anlatılıyor. Bu genel konunun içinde ukraynaya gittiğinde ona tercümanlık yapıcak olan bir genç ve onun dedesininde dahil olduğu bir konu daha var. Doğu avrupa kültürü ve yaşamıyla ilgili gözlemler, ukraynalı gencin amerikan özentisi olması ve bundan kaynaklanan salakça soruları falan çok komikti. Birde madalyonun öteki yüzünde savaş bitti mi diye soran kadıncağızın olduğu izlenmeye değer bir film. Ukraynanın ne güzel ovaları varmış yahu dedirten film. Geçmişin herzmn bizimle oldugunu, tersyüz edilmiş şekilde bırakıldığını ve geçmişin herşeyi açığa kavuşturucağını sölüyor film.
İzlemesi en zevkli sahnesi ayçiçek tarlalarının içindeki o küçük klübemsi evin görüntülendiği sahneydi. O sahnenin müziği Paul cantelon'a ait Sunflowers. İzlenmeye değer bulduğum bu filmi olur da birgün izlerseniz, olur da bu yazıyı tekrar okursanız işte o zaman anlıcaksınız bu sonu.
Biz bu filmi daha önceden de gördük diyebilirsiniz izledikten sonra ama yahudi insanının nasılda vahşetle öldürüldüğü üzerine dönen bir film değil. İçinde komediyi de dramı da içeren bir yol hikayesi gibi. Gibisi fazla öyle(!), değilse de ben dedim oldu yani(swh). Yahudi ve koleksiyoncu bir gencin savaş öncesi dedesinin yaşadığı yer olan ukraynaya gidip yaşadığı toprakları görme isteği anlatılıyor. Bu genel konunun içinde ukraynaya gittiğinde ona tercümanlık yapıcak olan bir genç ve onun dedesininde dahil olduğu bir konu daha var. Doğu avrupa kültürü ve yaşamıyla ilgili gözlemler, ukraynalı gencin amerikan özentisi olması ve bundan kaynaklanan salakça soruları falan çok komikti. Birde madalyonun öteki yüzünde savaş bitti mi diye soran kadıncağızın olduğu izlenmeye değer bir film. Ukraynanın ne güzel ovaları varmış yahu dedirten film. Geçmişin herzmn bizimle oldugunu, tersyüz edilmiş şekilde bırakıldığını ve geçmişin herşeyi açığa kavuşturucağını sölüyor film.
İzlemesi en zevkli sahnesi ayçiçek tarlalarının içindeki o küçük klübemsi evin görüntülendiği sahneydi. O sahnenin müziği Paul cantelon'a ait Sunflowers. İzlenmeye değer bulduğum bu filmi olur da birgün izlerseniz, olur da bu yazıyı tekrar okursanız işte o zaman anlıcaksınız bu sonu.
20 Ekim 2009 Salı
The United States of Leland
Ryan gosling, Don cheadle ve Kevin spacey gibi oyunculuk konusunda gerçekten iyi isimlerin ayrıca Michelle williams, Jena malone, Chris klein ve Lena olin'in oynadığı bu bağımsız amerikan filminin yönetmeni ve senaryosu Matthew ryan hoge'a ait.
Film genç bir çocuğun yanlışı, doğruyu, aşkı, anneyi, babayı, kendini, acıyı, sevinci sorgulamasını anlatıyor. Bu sorgulamanın nedeni ise bardağın dolu tarafını değilde daha çok boş tarafını görmesi. Filmin düşündürmek istediği şeyler belli noktalarda konunun üzerine çıkıyor. Çok fazla karakter olmasına rağmen kurgulama çok hoşuma gitti, filmin müzikleride güzeldi. Konu olarak çok alakası olmasada bana donnie darkoyu hatırlattı filmin yapısı. Ryan gosling'in müthiş bir performansı vardı yine. Küçük bir kaç enstantaneden bahsedeyim, Michelle williams filmde Eatin soup adlı bir parçayı seslendirmiş ve bu filminde anakarakterinin sevgilisi olan Jena malone, Donnie darkodada aynı roldeydi.
Bağımsız sinemanın izleyici üzerinde bıraktığı etkiyi sevmemden mi kaynaklanıyor bilmiyorum ama izlenmeye değer bir film olduğunu düşünüyorum. Filmden kaptığım güzel bir sözü paylaşarak bitireyim;
''You have to believe that life is more than the sum of its parts''.
Film genç bir çocuğun yanlışı, doğruyu, aşkı, anneyi, babayı, kendini, acıyı, sevinci sorgulamasını anlatıyor. Bu sorgulamanın nedeni ise bardağın dolu tarafını değilde daha çok boş tarafını görmesi. Filmin düşündürmek istediği şeyler belli noktalarda konunun üzerine çıkıyor. Çok fazla karakter olmasına rağmen kurgulama çok hoşuma gitti, filmin müzikleride güzeldi. Konu olarak çok alakası olmasada bana donnie darkoyu hatırlattı filmin yapısı. Ryan gosling'in müthiş bir performansı vardı yine. Küçük bir kaç enstantaneden bahsedeyim, Michelle williams filmde Eatin soup adlı bir parçayı seslendirmiş ve bu filminde anakarakterinin sevgilisi olan Jena malone, Donnie darkodada aynı roldeydi.
Bağımsız sinemanın izleyici üzerinde bıraktığı etkiyi sevmemden mi kaynaklanıyor bilmiyorum ama izlenmeye değer bir film olduğunu düşünüyorum. Filmden kaptığım güzel bir sözü paylaşarak bitireyim;
''You have to believe that life is more than the sum of its parts''.
Oku, araştır, sorgula ve farkında ol
Son zamanlarda üzerinde yazmak istediğim şeylerden biri cahillik. Baştan söyleyeyim cahillik derken imkansızlıktan okuyamamış, köylü milleti falan da değil, her türlü imkana sahip cahiller. Faceboook'da dolanan videolardaki insanlar, salakça ve cahilce yorum yapanlar, esra ve ceyda kardeşler gibi veya uçtuğunu iddaa eden insanlara tepki verenler vs beni çok güldürüyor çünkü bir şekilde tepki gösterenlerinde onlara benzediğini düşünüyorum.
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar, okumayı söktükten sonra kitap okumayanlar, tv karşısından kalkmayanlar, bir insanın yakışıklı veya güzel olmasını çok umursayanlar, sadece futbolla yatıp futbolla kalkanlar, sevgilisi tarafından özgürlüğünün kısıtlanmasını sevgiyle açıklayanlar, hayatında roman alıp okumadığını utanmadan söyleyebilenler, milliyetçi olanlar, o videoyu paylaşmayanların türk veya müslüman olmadığını savunanlar, solcu olup tikky takılanlar, atatürkünde insan olduğunu unutanlar, atatürk'e insan diyeni atatürk düşmanı ilan edenler, oy verdiği partiye neden oy verdiğini bilmeyenlar, recep ivedik gibi filmlere gişe rekoru kırdıranlar, entel kelimesini hakaret olarak kullananlar vs. işte bu insanların bence artık dalga geçmemeleri gerekiyor çünkü gülünç bir durum oluşuyor. İçimden diyorum ki lan o dalga geçtiğin insanlar sen ve senin gibileri karikatürize eden bi tip ne dalga geçiyorsun.
Modern, çağdaş türk gencinin(!) çuvaldızı kendine bi batırması gerekiyor. Farkında olmalı, okumalı, araştırmalı, sorgulamalı ve bırakmalı artık cahilliği.
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar, okumayı söktükten sonra kitap okumayanlar, tv karşısından kalkmayanlar, bir insanın yakışıklı veya güzel olmasını çok umursayanlar, sadece futbolla yatıp futbolla kalkanlar, sevgilisi tarafından özgürlüğünün kısıtlanmasını sevgiyle açıklayanlar, hayatında roman alıp okumadığını utanmadan söyleyebilenler, milliyetçi olanlar, o videoyu paylaşmayanların türk veya müslüman olmadığını savunanlar, solcu olup tikky takılanlar, atatürkünde insan olduğunu unutanlar, atatürk'e insan diyeni atatürk düşmanı ilan edenler, oy verdiği partiye neden oy verdiğini bilmeyenlar, recep ivedik gibi filmlere gişe rekoru kırdıranlar, entel kelimesini hakaret olarak kullananlar vs. işte bu insanların bence artık dalga geçmemeleri gerekiyor çünkü gülünç bir durum oluşuyor. İçimden diyorum ki lan o dalga geçtiğin insanlar sen ve senin gibileri karikatürize eden bi tip ne dalga geçiyorsun.
Modern, çağdaş türk gencinin(!) çuvaldızı kendine bi batırması gerekiyor. Farkında olmalı, okumalı, araştırmalı, sorgulamalı ve bırakmalı artık cahilliği.
18 Ekim 2009 Pazar
Aynı olmak
O kadar çok aynı olunca, ne bekliyorlar sanki sonuçta ortak nokta kalmıcak tabi ki. Sonra yok anam biz birbirimize çok benziyorduk, yok bacım biz ruh eşiydik falan filan. Hadi lan ordan o kadar aynısınız ki sıkılıyorsunuz. O sana seni, sen ona onu hatırlatıyorsun ve kendinizden kaçıyorsunuz. Yalansa yalan de.
Bazı gerçeklerin toplamı
Herşeyi kontrol etmeye ve herkesi mutlu etmeye çalışıyorum. Bunlar beni bazen çok feci daraltıyor çünkü ister istemez yapıyorum bunu. Mesela eskiden bir caddenin ortasında yürürken bakardım sağıma, oradan geçen insanlara ve sonra solumdan geçenleri göremiyorum diye düşünüp uyuz olurdum, kontrol edemezdim kaçırdıklarımı. Sırf birileri istiyor diye muhabbet ediyorum, vakit geçiriyorum ama düşününce bunları, istediğimdende yapmıyorum sanki yapmış olmasam kalbi kırılcak gibi hissediyorum.
Bazen kendimi tanıyamıyorum niye bilmiyorum ama bazen böyle hissediyorum. Mesela şu an saçmaladığımı düşünüyorum ama bunu düşünme sebebim içimde ki bu değişik duyguları tam olarak aktaramayışım. Diyorum ki kendi kendime keşke biri olsa da, bana beni anlatabilse. Depresiflikle alakası olmayan bu düşüncelerimin nedeni bakış açımın, objektifliğimin ve kendime doğru soruları sormamın yetersiz olması beni böyle düşündürüyor gibi gibi.
Bazen aklıma bir yabancı sızmış gibi hissediyorum ve ben orada değilim de dışarısında neler olduğunu izliyor gibiyim düşünmeyi durduramıyorum, bırakamıyorum. Ve kontrol edemiyorum.
Bazen kendimi tanıyamıyorum niye bilmiyorum ama bazen böyle hissediyorum. Mesela şu an saçmaladığımı düşünüyorum ama bunu düşünme sebebim içimde ki bu değişik duyguları tam olarak aktaramayışım. Diyorum ki kendi kendime keşke biri olsa da, bana beni anlatabilse. Depresiflikle alakası olmayan bu düşüncelerimin nedeni bakış açımın, objektifliğimin ve kendime doğru soruları sormamın yetersiz olması beni böyle düşündürüyor gibi gibi.
Bazen aklıma bir yabancı sızmış gibi hissediyorum ve ben orada değilim de dışarısında neler olduğunu izliyor gibiyim düşünmeyi durduramıyorum, bırakamıyorum. Ve kontrol edemiyorum.
16 Ekim 2009 Cuma
İki çift lafım var
1* Dikkat ettimde aklımda birşeyler varken insanların söylediklerinin, yaşadıklarımın falan çok fazla bi anlamı yok bende.
2* Ölmeden önce yaşanması gerekn 1001 şey olmuş olsaydı çoğunu yaşamış olurdum.
2* Ölmeden önce yaşanması gerekn 1001 şey olmuş olsaydı çoğunu yaşamış olurdum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
