Az önce baktım da bugun tam 3 ay olmuş blogda yazmayalı. Aklımda hep bişileri eksik yaptığımı düşünüyordum bu süre zarfında ama blog yazmayı unuttuğumda hiç aklıma gelmemişti neyse.. Biliyorsunuzla başlayan bi cümle kurasım geldi ama nerden bilicekler lan seni düşüncesi hemen dürttü beni. hehehe swh.
Uzun zamandır bi ilişki yaşamamış olmanın verdiği absürd bir durumun içine düştüm. Evet flört etmeyi unuttum. Uzun süren yalnızlığın ardından, geçenlerde hiç istekli olmasamda belki farklı gelir, eğlenceli olur, ne bilim kendime gelirim, geldi bahar ayları gevşesin gönlümün yayları vs. gibi düşüncelerle benden hoşlandığını düşündüğüm bir kız arkadaşla flört etmeyi kafaya koydum.
Bu noktadan sonra acımasız gerçekler suratıma vurdu. İyi olduğum veya eskiden iyi olduğumu düşündüğüm bu konuda artık bir hiçtim. Bi kere eski flört teknikleri o kadar saçma salak geliyor ki onları söleyemiyorsun, sonra en son flört tekniklerini bilemiyor oluyorsun gerçi bilsen de eskilerinden bi farkı olmucağını düşünüyorsun böylece ne yapıcağını şaşırıyorsun.
Bu noktadan sonra da neden bu şekilde oldum diye bilinçaltını yoklamaya başlıyorsun. Belki zamanında sırf sayı olsun diye yaşadığın ilişkilerinin her biri senden bir şeyler alıp götürmüş oluyor, gücün kalmıyor yeni bir şeyleri yaşamaya, belki hayalin kalmıyor karşındakine sunabileceğin, belki hep 'O'nunla kıyaslıyorsun insanları, belki içindeki o inanan, inanmak isteyen sen mağlubiyeti benimsemiş oluyor.
Bir çok neden geliyor aklına ve bir şekilde, bir yandan çölde susuz kalmış birinin su isteği gibi delicesine mutlu olmak istiyorken yaklaşamıyorsun birilerine, belki de yaklaşmak istemiyorsun.
14 Nisan 2010 Çarşamba
14 Ocak 2010 Perşembe
Paranormal Activity

Yazan ve yöneten Oren Peli, başroller Katie Featherston ve Micah Sloat. O kadar basit ki şaşalı bişiler yok gibi filmi tanımlayacak, fakat bir o kadar da çok cümle sarfedilebilincek filmlerden. Türkiyede de vizyona çıkıcak olduğunu görünce aklıma geldi ve birkaç bir şey yazayım hakkında dedim.
2007'de çekilmiş filmi, Dreamworks satın alıyor ve iki sene boyunca bu amatör filmi tekrar mı çeksek yoksa bu halinde izlenir mi diye düşünmekten kimseye izletmemişler ta ki 2009 eylülüne kadar. Bu iki yıllık süre zarfında internet üzerinde çok fazla dönen bu film hakkındaki muhabbetlerden dolayı çok meraklandık, gerçekten iyi miydi ?.
Turkiyede vizyon yapıcağını bilsem internetten indiripte seyretmeyeceğim filmler kategorisine girerdi. Ne yazıkki, Aralık 2009'un bir gecesi, korku filmi izlemek izledim ve hazır o kadar konuşulmuş bu film elimdeyken izleyeyim dedim.
Fizikötesi şeylere hemen hemen herkez inanır. Onlar hakkında ki bilgimizde yok denecek kadar azdır. Birisi fizikötesi canlılarla ilgili bir hikaye anlattığında pür dikkat dinleriz. İçten içe hikayeye inanma veya inanmama duygusu karışır.
Paranormal Activity olaya bu mantıkla yaklaşan bir film.
Amatör bir ruh, yine aynı şekilde çekimler fakat üst düzeyde etkilemeyi başarıyor. Bunu öyle bir yapıyor ki, izlediklerim gerçek mi yoksa film mi arada kalabiliyorsun. Kameranın açısının kullanımı, geceleri sabitlendiğinde kadrajin sağ altındaki saatin olması, görsel efektler ve türünün filmlerinden esinlenmesinin hiç göze batmaması gerçekten iyi bir film yapan faktörlerden. Tabi ki filmin olumsuz sayılabilcek yanları var fakat filmin hangi şartlarda çekildiğine bakıldığında önemsenmicek unsurlar olarak kalıyor.
15.000 dolarlık bütçeyle ve 7 günde yapıldığı söylenen bu filmin başarısı gerçekten takdire şayan, sinema sektörüne gönül vermiş gençlere herşeyin imkanlar dahilde olduğu dersini veriyor yeter ki elinde kaliteli bir şeyler olsun.
Zaman ve paradan bağımsız iyi film yapılır mı?, Yapılsa da vizyon görecek kadar başarılı olur mu? sorularının yanıtı gibi.
6 Ocak 2010 Çarşamba
Yahşi batı

Yönetmenliğini Ömer Faruk Sorak'ın yaptığı senaryosunu Cem Yılmaz'ın yazdığı başrollerinde ise Cem Yılmaz, Zafer Algöz, Ozan Guven, Demet Evgar'ın oynadığı filmde karakterimiz satışını yapmak istediği çizmelerin hikayesini, Osmanlı imparatorluğu dönemine kadar inerek farklı bir bakış açısıyla ve farklı bir satış yöntemiyle satmaya çalışıyor.
Çocukluğumda pazar sabahları western filmleri izleyerek büyüdüğümden olsa gerek çok içinde Cem yılmaz'ın olduğu bir filmi ilk defa sinemaya gidip izlemek istedim. Baştan söylemek gerekirse sanatsal kaygısı olmayan bu tarz filmler arasında güldürebilen bir film, espri anlayışını her ne kadar yenileyemese de bi on sene böyle devam edebilcek kapasiteye sahip. Bu arada Türk sinemasına bir şekilde yatırım yapıp katkıda bulunması da takdir ettiğim bir yönü Cem yılmaz'ın.
Neyse Cem Yılmaz'ı çok bile konuştum. Bu filmde konuşulması gereken bir isim var o da şerif rolündeki Zafer Algöz çünkü gerçekten iyi bir oyunculuk çıkarmış.
Vasat bir film, Zafer Algöz ve yapılan ince esprilerin filmden çıkarılmasıyla bir hiçe dönebilceği bir film olmasına rağmen insanları ivedikleştirmeyen bir yapım olduğundan kötünün iyisi diyorum ve izlemenizi çok ta tavsiye etmiyorum.
4 Ocak 2010 Pazartesi
Law abiding citizen

Kurt Wimmer senaryosunu yazdığı, F. Gary Gray'in yönettiği başrollerinde Jamie Foxx ve Gerard Butler'in sahne aldığı film 2009 yapımı olmasına rağmen ülkemizdee 2010'un ilk haftasında vizyona girdi.
Bir arkadaşın çok fazla övmesinden sonra izledim bu filmi. Bi çok örnek verdi şundan güzel bundan güzel falan diye. Benim için beklentinin yüksek olduğundan mıdır bilmiyorum ama tam rezaletti.
Hafızamın çok iyi olmadığı çok aşikar ama ben bu filmi izlerken ilk sahneden son sahneye kadar bütün sahneleri daha önce görmüş gibiydim. Yani; başrolümüzün karısının ve kızının öldürüldüğü sahne olan ilk sahne daha önce izlediğim bir sahneydi, başrolümüzün hapishanedeyken dediğimi zamanında yapın kurtarabilceksiniz tripleri testere serisinin mantığıyla aynı falan, filmin sonuna değinmiyorum bile bu kadar mı gereksiz saçma salak bi son olur ya.
Sonuçta filmin sonunun çok saçma olması zaten tamamıyla daha önceden yapılmış şeyleri gördüğüm bu filme zaman ayırmamın ne kadar saçma olduğunu düşündürttü. Eğer ki filmin sonu daha güzel bitseydi bu kadar kötülemezdim.
Bence boşu boşuna gidip izlemeyin paranıza yazık hele ki şu aralar avatar, soul kitchen ve vavien vizyondayken.
2 Ocak 2010 Cumartesi
Soul kitchen

Yeni yilda izlemeyi izlediğim ilk filmdi ve yeni yılın bana verdiği ilk istediğim oldu bu filmi seyretmek. Gerisi de gelir yavaş yavaş umarım =)).
Fatih akın'ı anlatmanın bi anlamı yok heralde. Senaryoyu Adam Bousdoukos ile birlikte yazdığı bu filminde Adam Bousdoukos, Moritz Bleibtreu, Birol Ünel, Demir Gökgöl, Dorka Gryllus, Pheline Roggan, Anna Bederke ve Ugur Yücel gibi oyuncular karşımıza çıkıyor.
Filme geçersem, karakterlerin oyunculara dağıtılışı yerli yerinde olmuş, filmin soundtrackleri Fatih akının bu konudaki gelişimine kanıt gibi, konunun gidişatı çok iyti ve hiçbir sahne eğreti durmuyor. Dikkatimi çeken eksi yönünü sölemem gerekirse biraz sonunu nası bağlasam acaba olmuş. Sonuçta izlerken farklı bir Fatih akın filmi diyorsun ama tadı da güzel geliyor.
Oturuyorsun koltuğuna biraz keyiflendiriyor, çok az hüzünlendiriyor ve ılık rüzgar esiyor havasında keyfin yerinde, filme dalıp gidiyorsun. Film bittiğinde bile bitmesini mi istemediğimdendir nedir devam etsin biraz daha oldum.
Filmin içindeki küçük ayrıntılar benim çok hoşuma gitti o yüzden dikkatli seyredilmesi gereken filmler arasında.
Bu arada filmin mottosu, ne filmi ne fatih akını duymamış olsan bile izlemen gereken bir film olduğunu ortaya koyar nitelikte.
''Life is what happens to you while you are busy making other plans.'' yok artık John Lennon.
18 Aralık 2009 Cuma
Avatar
1889'da kameranın icat edilmesinden bu yana sinema tarihinin geldiği son noktayı gösteren mükemmel bir film. Evet etkili bir yazı girişi yapmak istedim bu filme çünkü hakediyor.
James Cameron'un yönettiği bu filmin reklamını duymayan kalmamıştır zaten. Sam Worthington, Zoe Saldana, Sigourney Weaver, Stephen Lang, Giovanni Ribisi, Joel Moore ve Michelle Rodriguez gibi isimleri barındıran bu filmde, filmin üzerine çıkabilcek isimlerin oyuncu kadrosunda rol almayışı beni ayrı bir sevindirik etti.
Filmi izler izlemez eve gelip bilgisayarımı açık burada hakkında bir şeyler yazma isteği uyandırdı bana. Hafızama pek güvenmediğimden yarını bekleyemezdim çünkü. James Cameron'un senaryosunu on beş sene önce yazdığını okumuştum. Evet belki on beş sene önce değilde şimdi yazılsaymış belki biraz daha geliştirebilirdi hikayeyi fakat, genel anlamda konunun gelişime açık olması ve filmde klişe adına sayabilceğimiz bir çok olayların olmasına rağmen hepsini çok güzel harmanlamış ki bu klişelerin olması gayet normal çünkü yüksek bütçe geniş kitleleri hedefler ve ne kadar geniş bir kitlenin izlemesi bekleniyorsa bir o kadar da hollywood etkisi görünmeli bu konuda. Sonuçta artık klişelerin olmadığı bir yapıt düşünemiyorum ben ve bu yüzden de önemli olan bunları güzelce harmanlayıp sunması gibi geliyor. Bu konuda da başarılı olmuş gerçekten.
Üç saat boyunca farklı bir dünyaya götürüyor ve oraya üç boyutla götürmesi gözlerimizi yormasına karşın çok yerinde bir karar oluyor.
Film başladı oturduğum yerden iki saat sonra kalktım(Mecburi ara). Nefes alıp vermeyi bile istemsiz yapıyordum çünkü ordaydım yönetmen oraya götürmüştü beni ilk defa bu hisse kapıldım film seyrederken(Kitap okurken çok olur bu bana.) ve işte o yüzden gördüğüm en güzel masaldı. O kadar güzeldi ki film bana çok kısa geldi, hep sürsün istedim orada yaşayayım istedim çünkü bana gösterilen dünya harikaydı.
Sigara içerken arada (Mecburi istikamet dışarısı olduğundan) soğuk havanın daha bi soğuk olduğunu hissettim, ilk kez bu kadar soğuk hissettim içimde çünkü bunun havayla falan bi alakası yoktu üşüyen içimdi çünkü olmam gereken dünyada değildim az önce gördüğüm yerlerde olmalıydım. Bu düşüncelerle girdim filmin devamını izlemek için ve film bitti tıpkı filmde de dediği gibi masalların en kötü yanı bir süre sonra bitmesi.
Sanki elinden elma şekeri alınan çocuk gibi ağlamak istedim, çok kısa geldi film ama yinede suratımda gülümseme vardı hala bulutların üstündeydim, hala uçuyordum, hala bedenim turkuazdı. Filmde anlatılan hikayenin olduğu zaman 2154'tü sanırsam ki bi ara o yıl geldiğinde canlı olarak kalamıcağıma bile üzüldüm çünkü oraya gidip Na'vi ırkından olmak istedim.
Sonuçta eleştirilcek yanları var bu filmin de fakat bunlar göz ardı edilebiliyor (En azından ben ediyorum). Mutlaka en az bir kere ve üç boyutlu olarak izlenmesi gereken bir film.
I see you.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
